Nitelikli Eğitim Ve Liselerde Dönüşüm İçin Çözüm Önerileri - Yaşam ve Toplum Haber

SON DAKİKA

Post Top Ad

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin

Nitelikli Eğitim Ve Liselerde Dönüşüm İçin Çözüm Önerileri

KamuAjans.Com-Eğitimci-Yazar Mehmet GÜLEÇ, nitelikli eğitim ve liselerde dönüşümü esas alan yazı dizisinde ifade ettiği düşüncelerin, PISA direktörünün dünkü ifadeleriyle örtüştüğünü ifade ederek “Liselerde Nitelik Sorununa ve Dönüşümüne İlişkin Çözüm Önerilerini” şu şekilde kamuoyuyla paylaştı.
Nitelikli eğitim ya da nitelikli eğitimin lise boyutunu ele alırsak, soruna ve buna soruna ilişkin çözüm önerilerini çok yönlü bir bakış açısıyla ele almak gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim. Zira nitelikli eğitimin, bir öğrencinin okul öncesi sürecinden başlayarak mesleğe atılacağı ve hatta yaşam boyu öğrenme amacında ise hayatı boyunca sağlanması gereken bir husus olduğu açık beyan ortadadır. Zira, OECD PISA Direktörlüğü görevini yürüten Andreas Schleicher’ın dün kamuoyuna yansıyan düşüncelerini analiz ettiğimizde de bu durumun farkına varırız. Schleicher’in pek çok konuda uyarısı vardı ve üzerinde durduğu en önemli nokta, öğretmen idi. Öğretmenin, söz konusu bu eğitim sistemi içerisinde yetiştiği gerçeği göz önünde bulundurulursa öncelikle eğitimde niteliği artırmanın gerekliliği daha iyi anlaşılacaktır.

Nitelikli Eğitimin “Öğretmen Boyutu” 

Daha önceki yazımda veli boyutunu ele almıştık. Şimdi de öğretmen boyutuna değinmek istiyorum. PISA Direktörü Schleicher, en iyi eğitim sistemlerinin tanımını bakın nasıl yapıyor: “En iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenler. Bir diğer mesele de şu: Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından fazla olamaz. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.” İşte bu noktada öğretmenliğin itibarı ön plana çıkmaktadır. Bir genci, öğretmen olmaya teşvik etmek için öncelikle mesleğin itibarını zedeleyecek kararların alınmaması ve öğretmenliğe teşvik paketinin hükümet tarafından hazılanarak hem mevcut öğretmenlerin hem de eğitim neferi olacak yeni öğretmenlere bu meslek çekici hale getirilmelidir. Bu husus, nitelikli eğitimin sağlanabilmesi adına mevcut sorunun sadece öğretmen kısmıyla ilgilidir.

PISA Direktörü Schleicher: “Geleceğin öğretmeni daha az eğitmen daha çok akıl hocası olacak... İyi öğretmenler araştırmacıdır, sadece ders kitabında ne yazıyorsa onu öğretmezler. Hükümet öğretmenliği hem finansal hem entelektüel açıdan çekici kılmalı.”diyor. Lakin biz öğretmenin alanıyla ilgili yaptığı lisansüstü eğitime bırakınız destek olmayı, zorlaştırıyoruz. Bu sebeple öğretmenlerin kariyer yapması ve kendilerini geliştirmeleri teşvik edilmeli bu kapsamda kariyer basamakları oluşturularak öğretmen akademisinde ihtisaslaşma sağlanmalıdır. Akademiye devam eden öğretmenler, “Kurmay” gibi çeşitli unvanlar almalı ve hatta görevde yükselmede (müdürlük vb.) gibi durumlarda Akademide “Yöneticilik” alanında ihtisas yapmış olma şartı gibi kriterler aranmalıdır. Mevcut idarecilerin de bilgi ve donanımlarını artırmak üzere hizmetiçi eğitim gibi Öğretmen Akademisinde bu eğitimi almaları sağlanmalı, yine öğretmenler içinde kendi alanlarında ve daha başka birçok alanda (Yabancı dil, kişisel gelişim, spor vb.) ihtisaslaşmış öğretmen akademileri biran evvel kurulmalı ve öğretmenlerin bu yerlere gitmeleri teşvik edilmelidir. Mesela, hizmet puanıyla ödüllendirme gibi. (Tabi burada Öğretmen Akademisi ile ilgili çekincelerim yok değil, yalnız bu ayrı bir konu başlığı)

Eğitim Sistemi Elbette Değişecektir, Esas Olarak Değişmemesi Yanlış Olur. Ama... 

Eğitim sisteminde sık sık değişikliklerin olması aslında hangi bilgi ve değerleri öğrenciye aktaracağımıza dair net bir vizyonumuzun da olmadığını gösterir nitelikte. Zira sınav sistemleri üzerinden soru tartışmalarının yaşanıyor olması buna bir delil niteliğindedir. Liselerde öğrencilere verilen her dersten üniversite sınavında soru sorulmalı mıdır? Yoksa o dersler, nitelikli bir birey yetiştirmek adına müfredatta olmalı mıdır? Öncelikle herkesin bu soruya cevap vermesi ama en önemlisi ülkede artık eğitimin siyaset üstü bir mesele olarak ele alınması bir zorunluluktur. Bu anlamda Milli Eğitim Bakanı, T.B.M.M. tarafından seçilmeli midir? Düşünülebilir. Hükümetler üstü bir eğitim politikası tüm kesimlere hitap edecek bir şekilde geliştirilebilir mi? Niye, olmasın...

Eğitimin içeriğinde, süresinde, kapsamında velhasıl sistemin kendisinde değişim elbette olacaktır. Esas itibarıyla olmaması düşündürücü olur. Nitekim dünya değiştikçe eğitim sistemlerinde de değişiklik olacak, kendisini güncelleyecektir. Ama bu güncelleme sık sık değil belli bir tutarlılık çerçevesinde düzenli olarak gerçekleştirilmelidir.

Peki Liselerde Dönüşüm Şart Mı? 

Niteliği bir şekilde iyileştirmek zorundayız. Her okul nitelikli olmalıdır. PISA Direktörü Schleicher’in de belirttiği üzere, “Eğer en iyi öğrencilerin en iyi eğitime ulaşmasını istiyorsanız, sınav argümanını ileri sürebilirsiniz. Ama doğru cevap belli: Her okul nitelikli olmalı.”

Liselerin hepsini nitelikli yapabilir miyiz? Niye, olmasın? 

Liselerde Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri ya da yeni adıyla Proje Okulları, ortaokuldan gelen nitelikli (başarılı), seçkin öğrencileri almıyor mu? Evet. 

Peki, başarılı bir öğrencinin yine başarılı olarak mezun olup bir üst okula gitmesi beklenmez mi? Evet... 

Sınava girmeyen ya da düşük başarı gösteren öğrenci ise Meslek Liseleri’ne yönelmek durumunda kalmıyor mu? Evet... 

Başarısız diye tabir edilen Meslek Lisesi öğrencisi de üniversite kazanmak için uğraşıyor mu? Bir kısmı için, Evet. 

Peki Meslek Liseli bir öğrencinin üniversite kazanması başarı olarak görülmüyor mu? Elbette, başarı olarak görülüyor. Lakin başarısız olsaydı, bu durumda “Zaten başarısız diye bu okula gelmişti, başarısız olmasını bekliyorduk” dersek, eğitimi niçin yaptığımız sorgulanmaz mı? Evet, şunu diyebilirsiniz. O öğrenci meslek lisesine üniversite kazanmak için değil meslek edinmek için gitti diye... Lakin unutmayalım ki ülkemiz gerçeği bu değil. Meslek Lisesinde okuyan bir Çocuk Gelişimi öğrencisi, Okul Öncesi Öğretmeni olmayı istiyor, olabiliyorda. Ama meslek lisesinden coğrafya öğretmeni de olabiliyor. Hem de rakiplerinin Psikoloji, Mantık, Geometri gibi dersler görüp de kendisinin görmemesine rağmen. O zaman burada adil olmayan bir yarış durumu ortaya çıkıyor. Bunu bu şekilde yapacağımıza; düz liseleri açıp meslek lisesine gitmek istemeyen ama Anadolu Lisesi ya da Proje Okulu kazanamayan öğrencilere eşit fırsatı versek...

Hakkıyla Fen Lisesi’ni kazanmış bir öğrenci ile sınavda başarısız olan bir öğrenciyi elbette eşit tutamayız. Bu sebeple “Tek Tip Lise” fikrini uygulanabilir bulmuyorum. Adil de olacağını düşünmüyorum. Ama ortaokuldan itibaren öğrencileri yönlendirip daha fazla eğitim almayı tercih etmeyen öğrencilere ilgi alanlarına göre meslek liselerine yönlendirip “belli bir meslek üzerinde” ihtisas yapmasını sağlasak ve hatta bu alanda 2 yıllık sınavsız geçiş yöntemi ile üniversite ortamını da görmesini sağlayıp kendi alanında tekniker ya da mühendis olabilmesi için yetiştirsek ve belli kriterleri sağlayamazsa en azından ustalık-kalfalık sürecinde kendi mesleğine yönelik bilgi birikimini artırmasına destek olsak...

PISA Direktörünün de belirttiği gibi, En iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenlerdir, demiyor mu? Peki yukarıda anlattığımız durum da, öğrenci başarıya ulaşmıyor mu? Ulaşıyor. 

Akademi düşünen öğrencinin de Fen Bilimlerine yatkın ise Fen ağırlıklı, Öğretmen olmayı arzuluyor ise “Anadolu Öğretmen Lisesi” okuması gerekmez mi? 

Öyleyse ortaokulda öğrencimizi gerek akademik başarısına göre gerekse ilgi alanlarına göre yönlendirip öğretmen olmak istiyorsa “Anadolu Öğretmen Lisesine”, meslek ile ilgili bir alanda ihtisas düşünüyorsa “Meslek Liselerine”, Yabancı dil ağırlıklı bir eğitim düşünüyorsa “Süper Lise’ye”, Sağlıkla ilgili bir meslek düşünüyorsa “Sağlık Meslek Lisesine” yönelmesini sağlamalıyız. Bu sebeple eski sisteme dönülmeli kanaatindeyim.

Eski sistem ama tek farkla “marka okullar oluşturarak”. Öyle ki, her okul nitelikli olacak. Çünkü her okulun bir niteliği olacak. 9. ve 10. Sınıflarda görecekleri derslerin kapsamını aynı tutup evrensel anlamda donanımlı bir birey yetiştirmek üzere çaba sarf edip akabinde ise öğrencinin ilgi alanına göre bir üst okula gitmesi üzerine yönlendirme de bulunmak. Ama bu süreçte, sınav odaklı değil donanımlı bir birey yetiştirmek üzerinde yoğunlaşmak...

Anadolu Öğretmen Lisesine giden öğrenci Eğitim Fakülteleri, Sağlık Meslek Lisesine giden bir öğrenci sağlık alanında, Adalet Meslek Lisesine giden bir öğrenci de Hukuk alanında, Ticaret Meslek Lisesine giden bir öğrenci de İktisat Fakültelerinde öncelikli olduğunu bildiği için sınavdan ziyade bu meslekte nasıl daha iyi olabilirim anlayışında yetiştirilecektir. Genel Liseler ise bu anlamda 10.Sınıfa değin öğrencileri başka okullara yönlendirebileceği gibi ayrıca 11-12.Sınıfta henüz bir alana yönelmeyi kararlaştıramamış ya da yukarıda saydığımız alanlara dahil edemeyeceğimiz bir bölüm okumayı istiyorsa burada eğitimine devam etmek durumunda kalmalıdır. Böylece her okulun bir önemi ve niteliği olacağı kesindir. Bu kadar ile bitmeyecek elbette. Bir sonraki yazımda bu konuyla ilgili “Marka Okullar-Nitelikli Okullar” üzerinden görüşlerimi sunmaya devam edeceğim. Üniversitelerin kalite sıralaması yapılırken kullanılan bir dizi verilerde olduğu gibi...

KamuAjans : Mehmet GÜLEÇ Eğitimci-Yazar 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin