‘Kimse Barış İstemiyor’ - Yaşam ve Toplum Haber

SON DAKİKA

Post Top Ad

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin

‘Kimse Barış İstemiyor’

21. Tiyatro Festivali’nin programına son anda dahil olan “Yalnız” Lübnan asıllı Kanadalı yazar Wajdi Mouawad’ın imzasını taşıyor. Oyunun yönetmenliğini ve oyunculuğunu da üstlenen Mouawad ile sürgünlük, göç, öteki olmak üzerine bir söyleşi yaptık.
Haber: Emrah Kolukısa
- Lübnan’daki iç savaş yüzünden ailenizle birlikte çocuk yaşta önce Fransa’ya, sonra vizeniz yenilenmediği için oradan Kanada’ya göçtünüz. “Öteki” olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Ne alıp götürdü sizden bu durum, ya da ne kattı “öteki” olmak?

Çok garip aslında çünkü ben üç kez göç yaşadım. Önce Lübnan’dan Fransa’ya, ardından Fransa’dan Quebec’e ve son olarak da Quebec’ten Fransa’ya. Quebec’i terk edeli 8 yıl oldu, 8 yıldır orada yaşamıyorum. Ama Quebec’i terk ettiğimde bu benim seçimimdi. Bunu söylemekte de zorlanıyorum hâlâ çünkü seçim yapmaya çok alışık değilim. Günümüzde göçmen olan herkes gibi. “Evet, işte gidiyorum” demeye hiç alışamadım. Yıllar boyunca hep takip eden, ona ne denirse yapan kişi oldum. O yüzden bu sürgünlerin üzerimde farklı farklı etkileri oldu. Bana acı çektirdikleri kadar beni özgürleştirdiler. Bu bağımsızlık, hiçbir zaman milliyetçi bir kavram tarafından hapsedilmemiş olmamdan geliyor. Bayraklardan bağımsız, kitlesel kimlik nevrozlarından bağımsız... Sürgün, yüzyılımızın histerik hareketlerinden kopmamı sağladı, zira asla tam olarak bir şeye bağlanamadım.

- Bugün Ortadoğu’da yine savaş, yine acı var. Milyonlarca insan ülkelerindeki savaştan kaçarak mülteci olarak dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bunları gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?

Yazar olduğunuzda angaje olmak meselesi daha güçlü bir biçimde ortaya çıkıyor. Böylesi bir durumda ne yapmalı? Karşıt bir şeyler mi yazmalı, yandaş bir şeyler mi? Yoksa hiçbir şey yazmamalı mı? Kendi halkımın acılarını yansıtacak bir şeyler mi yazmalıyım ya da? Ama benim halkım da, inandırılmaya çalışıldığım gibi, masum bir kurban değil aslında. Bu çekişmenin bittiğini görme umudu olmadığında hangi yolu izlemeli? Politik bir irade olmadığını göz önünde bulundururursak, barış, uzlaşma mümkün olabilir mi? Lübnan’da, İsrail’de, Filistin’de, Suriye’de, Rusya’da, Türkiye’de ve bugün ABD’de, Suudi Arabistan’da ne olursa olsun bu devletlerin hiçbiri bölgede barış istemiyor. Kuşaktan kuşağa süren bir çürüme durumu söz konusu. Korkunç bir dağılmadan söz ediyorum. Ben kendi tarafımdakilere moral vermeyi reddederek var ediyorum kendimi. Gerçekten anlamlı bir şeyler yapabilmemin tek yolu bu bence. Kendi tarafımdakileri, yani Hıristiyan Lübnanlıları gıcık etmek, kışkırtmak. Bu kökenden olduğumu inkâr ettiğim için değil, aksine, ama yarattığı amneziyi reddettiğim için.

- Bir sanatçı olarak önerdiğiniz bir çözüm var mı bu kanayan yaraya?

Umutsuzluğa kapılmamak lazım. Tüm ölümlere ve dökülen kana rağmen. Uluslararası kamuoyunu harekete geçirecek yasal, siyasi bir planı olan, kültürel manifestasyonlardan hareketle buluşmalar yaratacağımız alçakgönüllü bir plan üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz. Her şey ideolojik ve dini bir plan üzerinden oynanmıyor. Benim kişisel inadım hep aynı soruyu sormak: Lübnan söz konusu olduğunda, bu iç savaş sırasında biz nelerden sorumluyduk? Bana, bizim taraftan olmayan herkesten nefret etmeyi öğreten bu savaştan söz ediyorum. Hiç önceden planlamadığım halde, tiyatro oyunları yazmaya başladığım zaman en güzel rolleri kendilerinden nefret ettiğim kişiler için yazdığımı fark ettim. En güçlü duygusal yönelimler yine onlardan geliyordu. “Incendies - İçimdeki Yangın”daki Müslüman ve “Anima”daki Filistinli gibi. Şu sıralar üzerinde çalıştığım “Tous des oiseaux”daki tüm kişileri sevmek istiyorum; İsrailli bir aile, Yahudiler, özellikle onlar, çünkü o vakitler onlardan nefret etmeyi öğrettiler bana.

- “Incendies” adlı oyununuz sinemaya da uyarlandı. Denis Veilleneuve’ün çarpıcı bir şekilde uyarladığı oyunda hemen hemen tüm diyaloglar yeniden yazılmıştı. Bu durum sizi rahatsız etti mi ve sonuçta ortaya çıkan filmi nasıl buldunuz?

Denis Villeneuve’ün “Incendies”i ile benim bir sahnede sergilediğim “Incendies” aynı değil bence. Villeneuve’ün metin hakkındaki yorumudur ve onun eseri olmuştur o yüzden de. Film, metni tamamen tiyatrodan farklı yöntemlerle aktarıyordu ve bu da bende bir tatminsizlik hissi, tedirginlik ya da sevinç yaratmadı. Sevdiğim ve hayranlık duyduğum bir sanatçının eserini keşfetmekti benim için. Anlatıyı ben yaratmıştım ama onu anlatma yolu tamamen ona ait olmalıydı. Zaten bu özgürlük hissi sanıyorum Denis’ye filmi çektiren şey oldu.

‘Tiyatro zanaata dayalı bir sanat’

- 2005’te Moliere ödülüne layık bulundunuz ama ödülü reddettiniz. Neden?

Endüstrileşmemiş bir sanat dalında sanatçıları birbirleriyle yarıştıran bir sisteme yataklık etmeyi nezaketsiz buluyorum. Tiyatro zanaate dayalı bir sanattır. Tartışmalarda, değiş tokuşlarda, provalarda, temsillerde ve yolculuklarda yaşar tiyatro. Ayrıca Moliere Ödülleri’nin Oscarların ya da bir takım film festivallerinin karikatürleşmiş kopyası olduğunu düşünüyorum. Tiyatronun olmadığı bir şeye dönüşme çabası bence bu.

- “Seul” adlı oyununuzla İstanbul’da izleyeceğiz sizi. Hem yazar, hem yönetmen hem de oyuncu olmak avantajlı bir durum mu sizce?

Tiyatronun gereksinim duyduğu kolektif çalışma ortamını ve ortak çalışmanın getirdiği diyalektik üretimi zedelediğini düşünüyor musunuz? Her sanatçı yapabildiğini ve inandığını yapar ve ve her sanatçı görme ve yapma konusunda bir gelişim içindedir. “Yalnız” için yazma, oynama ve sahneleme aşamalarından geçmem gerekti, çünkü yazdığım ve sahnelediğim malzemeye dokunma ihtiyacı duyuyordum. Bu içgüdüyle gelen bir şey. Çoğu zaman bir sistemin üretim biçimine karşı çıkmak için bulduğumuz yollar bunlar. Quebec’te bir Shakespeare oyunu olsun ya da bir komedi, 6 hafta provayla çıkarmanız gerekir. Ben bu diktatoryaya karşı çıkmak istedim çünkü zamanı kendi tempoma, kendi yavaşlığıma göre kullanabilmeliydim. “Yalnız” için 6 hafta tek başıma prova yaptım ve sonra tasarım ekibiyle bir araya geldik. Birlikte 12 gün çalıştık ve sonra metnin bir bölümünü yazabilmem için iki ay ara verdik. Nihayetinde yeniden buluştuk ve 10 hafta daha çalıştık. Bu özel gösteri buna ihtiyaç duyuyordu. Sahnede yalnız olabilirm ama bu büyük bir ekip çalışmasıydı.

“Yalnız” 24 Kasım Cuma ve 25 Kasım Cumartesi saat 20.30’da Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde izlenebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin