Yaşadıklarımız seçimlerimiz mi? - Yaşam ve Toplum Haber

SON DAKİKA

Post Top Ad

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin

Yaşadıklarımız seçimlerimiz mi?

Neslihan Şadan Bağdiken, şikayetlerimiz ve seçimlerimiz hakkında yazdı.

Bir şeyleri yapmaya, deneyimlemeye, değiştirmeye; bunları istediğimiz olduğu halde çoğumuzun çoğu zaman yapamaması neden dolayıdır? Korkularımızdan mı? Engellerden mi? Endişelerimiz? Ya da...?

Gerçekten somut olgulardan mı korkuyoruz, engeller mi var yoksa kolayı mı seçeriz? Bir yerde okumuştum "Neşe ve kederlerimizi onları yaşamadan önce seçeriz" diyordu Halil Cibran. Anahtar kelime "Seçeriz” idi. Belki de "Karma"ya bir gönderme.

Yani yaptıklarımız, gerçekte yapmak istediklerimiz olduğu için yapardık ya da yaşadıklarımız, yapmak ve yaşamak istediklerimizdir aslında. Yani yapmadıklarımız, yaşamadıklarımız için başkalarını ve dış etkenleri suçlamak, önce kendimizi ve sonra da başkalarını kandırmaktır.

Yine, yani, yaptıklarımız ve yaşadıklarımız için başkalarına ve bir şeylere suçu yığmak da bir nevi bu kandırma eyleminin içinde yer alır. Ama hep bunu yapardı insan ve yine "Belki de daha kolay olduğu için?"

Sevgili bahanelerimiz
Hadi en basitinden başlayarak bahanelerimize bir bakalım:

- "Verdiğin kitabı bir türlü okuyamadım”

- "Neden?”

- "Salon kalabalık ve gürültülü”

- "Senin odan var?”

- "Ya yalnız kalmak istemedim”

- "??!! "

Bir başka bahane
- "Sinemaya-tiyatroya gidemiyorum hiç”

- "Niye?”

- "Hafta içi hep bir engel çıkıyor, biri geliyor, iş çıkıyor”

- "Haftasonları da mı çalışıyorsun?”

- "Yok yaa evde yayılıyorum,”

- "???!!!"

Bir tane daha
- "Öfff çok arzu ediyordum o geziyi ama bu sene de gidemedim?”

- "Ne oldu?”

- "Param yoktu”

- "Ne kadar gerekiyordu ki?”

- "2000 tl gibi”

- "Daha yeni bir yüzük aldın o fiyata?”

- "Yaaa o yüzüğü çok beğendim, dayanamadım.”

"???!!!"

Ve bir tane daha
- "Kilo veremiyorum bir türlü, mutsuzum”

- "Doktora gidecektin?”

- "Gittim hormonal vs değilmiş, abur cubur yeme, spor yap dedi.”

- "Ee yap sen de evin altında spor salonun ve havuz var?”

- "Yaaa eve girdim mi zor çıkıyorum bir daha”

- "???!!!"

Hadi son bir örnek daha
- "Bir türlü vazgeçemiyorum ondan”

- "Niye sana ümit mi veriyor?”

- "Yoo aksine çok ümitsizim çok kesin söyledi bittiğini”

- "Ee bu acılar niye o zaman? Unut sen de. Seni bağlamamış ki... ”

"Onu böyle sevmeyi de seviyorum ben.”

- "!!??"

Yani hep kolayını seçtiğimizden
Daha onlarca örnek verebilebilir bulduğumuz bahanelere, suçladığımız ama gerçekte bize engel olmayan dış etkenlere ve kişilere. Sebebi uzaklarda aramak hatadır oysa, çok da iyi tanırız, çünkü "tam da bizizdir" ne acıdır ki! Yapmak istediğimiz "o şey" olduğu için onu yapmaya ya da yapmamaya devam ederiz biz faniler, hem de ısrarla. Yoksa inanın bana bahanelerimiz gerçekten de dayanaksızdır... Yani uydurma...Yani kolayımıza geleni seçtiğimizden.

"Bir şeyleri ve birilerini sürekli öne sürüp şikayet ederek yakınmak aslında ruhsal bir hastalıktır. Ya da o kişinin psikolojik bir desteğe ihtiyacı olmasındandır" diyor uzmanlar. Şikayet edilen hayat tarzının iyi ele alınması ve kendimizin nelere engel veya sebep olduğunu tespit etmek gerekir.

- "Yıllardır hayalim bu ama hayat şartları işte...”

- "Hiç teşebbüs ettin mi? Denemek lazım bazı şeyleri”

- "Yaa hiç fırsat olmadı”

Yani diyor ki aslında: "Böylesi işime geldi. Yan gelip yatmak daha kolay. Şimdi uğraş, çabala, konfor alanını terket, strese gir. Ooof çok zor olurdu"

Bunu fark ettiğimiz ya da kendimize itiraf ettiğimiz an, aslında suçlunun hayat şartları olmadığını hatta zavallı hayatın bundan haberi bile bulunmadığını kabul eder, hakkını yemekten de vazgeçerdik. Dolayısı ile huzura da ererdik şikâyet edecek bir konuyu halletmiş olduğumuz için.

Ben böyle seçtiğim için
"Bizi istemeyen biri için ağlamak, ısrarla peşinden gitmek ve dolayısı ile acı çekmek aslında hastalıklı bir yanımız bunu arzu ettiğindendir" diyor yine uzmanlar.

Yani, verilen örneklerin tümü aslında olmasını istediklerimizi, işimize geleni yapmamızdandır başka nedenleri bahane ederek hem de. Ya ruhumuzun eksik, arızalı bir yönünü tatmin ederiz, ya da sadece ve basitçe istediklerimizi seçeriz. Ama ne enteresandır ki bunun için alakasız birilerini ya da başka şeyleri sebep gösteririz.

Çünkü zordur, acıdır gerçeği kendimize itiraf etmek. "Ben böyle seçtiğim, böyle yaptığım için öyle oluyor" demek egomuza çok terstir a dostlar, gelin kabul edelim bunu hep birlikte. Sıkıntı yaratan bazı durumlardan sürekli yakınmak ama bundan kurtulmanın aslında olanak dahilinde oluğunu bile bile devam ettirmek tamamen kendi seçimimizdir. Elimizdeki bahaneleri yavaşça yere bırakalım ve bu olguyu olgunluk ve samimiyetle kabul edelim. İnanın huzura ilk adım atılmış olacak. Hem böylece sürekli şikayetlerimizi dinlemekten daralan zavallı insanları da rahat bırakmış oluruz.

Şuna inanıyorum ki kişi gerçekten isterse ne zaman, ne birileri ne de şartlar engel olamayacaktır. Abartılı gelse de yeri geldiğinde dağları bile delebilir. İnsanlar sıcak evlerinde otururken, Kuzey Kutbu'nda soğukla mücadele eden kaşifleri oraya çeken bu yoğun istekleri değil miydi? Derilerini yakan soğuğu suçlamak ne kadar mantıklı olurdu ya da Kutup şartlarını? Kutuplar, her durumda ve açıkça ne olduklarını ve neler yaşatabileceklerini ortaya sermektedir. Dolayısı ile oraya bizi kendileri de zorla çekmediğine göre, suçlu kim? Yoksa birileri onları sürükledi mi; zorladı mı?

Suç kimde
Afrika'da kaplanların peşinde dolaşan bilim adamını bir kaplan yerse suç o hayvancağızın mıdır, yoksa bile bile orada olan bilim insanı mı?

İnanılmaz dalgalara ve fırtınalara rağmen ufak bir tekne ile dünya turuna çıkmak durumunda olası kazalar okyanusların suçu mudur?

Hepsi de orada olmak ve bunları yaşamak istedikleri için bile bile oradadır. Eminim Scott kutuplarda donarak ölmeyi yatağında huzurla son nefesini vermeye zaten tercih ederdi; ya da tam tersi? Amudsen de kutuplar üzerinde düşen uçağın içinde kendi rızası ile bulunmuyor muydu?

Yalnızlıktan şikayet eden biri başkalarını suçlar; hayata sitem eder. Oysa ilişkiler karşılıklı adımlarla oluşan köprüler sayesinde kurulur. Bu kişi, sosyal ortamlara katılmakta ne kadar hevesli olmuştur? İnsanları ne kadar olduğu gibi kabul etmiştir? Karşıdan atılan adımların bir noktaya kadar oluşturdukları köprüler boşlukta mı kalmıştır? 1-2 derken 3 ve belki de 4. aramadan sonra artık onu aramaktan vazgeçen birileri olmuş olabilir mi?

Ya da cevapsız kalan birkaç davetten sonra gelmeyeceği düşünülerek kesilmiş midir çağrılar? Birilerinin yanında sadece iyi anlarında olmayı tercih etmiş midir? Kendisine ihtiyaç duyulduğunda orada olmadığı anlar var mıdır ve bunun sayısı yeteri kadar fazla mıdır?

Peki ya kazalar? Bunlar basitçe "kader" mi? Yoksa bile bile hız sınırını aştığımızdan, hatalı sollama yaptığımızdan, alkollü halde direksiyon başında olduğundan, araçlara dikkat etmeden yola atladığımızdan, uçurumun kenarında dikkatsizce gezindiğimizden, sağlık durumumuzu bilmeden bir adrenalin sporu yaptığımızdan, güvenilirliğini bilmediğimiz emin olmadığımız ürünleri veya kurumları tercih ettiğimizden vb bir sürü başka nedenlerden mi? "Kader" en temiz, en kolay en huzur veren seçimdir bunlar arasından. Hatayı kendimize ya da yakınlarımıza yüklemek egomuzu sarsar.

Ne demiş eskiler
Ne demiş eskiler "Ne ekersen elinlen o gelir seninlen"; harika tespit değil mi?
Daha bir çok duruma bir çok örnekleme vererek çıkarımlar yapabiliriz. Aile, ilişkiler, iş, eğitim vs vs. Sayfalar yetmez. Burada amacım temel bir çıkış noktası verip durumu genelde ele alıp kendi görüşlerim çerçevesinde bir paylaşım yaparak bir pencere açmaya çalıştım.

Hülasası yaşadıklarımız yaşamayı seçtiklerimizdir. Yani bu yazıma beni başlatan sözün dediği gibi "Neşe ve kederlerimizi onları yaşamadan önce seçeriz”
Öyle çok bahanemiz vardır ki… Başımıza gelmesini beklediğimiz güzelliklerin bir türlü gerçekleşmemesini hep başka birilerine, dış etkenlere, kadere, şeytana, şuna buna bağlamak işimizi kolaylaştırıyordur belki.

Aksi halde uğraşmamız gerekir, mücadele etmemiz, savaşmamız, zorluklarla başa çıkmamız... Yani sözün özü rahatımızı bozmamız gerekir. Hatalarımızı kabul etmemiz ve egomuzu zedelememiz (!) gerekir.

Ama şimdi bu durumu çok genel ele alıp da hayatı kendinden ötürü kabul edenlerin ve rahatını bozmayı göze alanların hakkını yemeyelim. Hepimiz böyle değiliz. Öyle olsa, arada da örneklemeye çalıştığım kaşiflerden, bilim insanlarından, liderlerden, kahramanlardan, mucitlerden, sanatçılardan oyunculardan, sporculardan ve daha nicelerinden söz edemedik. Dünyaca bilinmesi bir yana toplum içinde mikroya indiğimizde, bireysel yaşamın içinde rahatını bozmayı ve kendi hayatının kumanda masasına geçmeyi göze alan onlarca insan var. Yine "Karma"ya gönderme yapmak gerekirse bu sayede dünyayı ve hayatı güzel kılan insanlar da diyebiliriz...

Dilerim anlamsız ve dayanaksız yakınma ve şikayetlerimiz arasında boğulup, bunalımlara girip hayatı ıskalamak, üzüntülere sebep olmak yerine "seçimlerimizin" ayrımına vararak; kendimiz ile ilgili öz eleştiri yapmaya ve gerçeklerimizi kabul etmeye cesaret gösterir ve rahatını bozabilenlerden oluruz. Hatalarımız onlardan ders almak içindir ve yaşadıklarımızın geneli "deneyim" olarak tanımlanır olgunluğa giden yolda.

Güzel ve doğru seçimlere...

Neslihan Şadan BAĞDİKEN

Kadinvekadin.net özel haber.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad

Paylaşın Başkaları Da Bilgilensin