Herkese Her Yerde Kitap Vakfı Kurucu Genel Başkanı Bülent Şenver

Sevgili dostlar şu üzücü bir gerçek ki ülkemizde yeterli düzeyde kitap okumuyor ve yeterli düzeyde kitap okumadığımız içinde yavaş, yavaş toplum içerisinde uyuşmazlıklar, fikir ayrılıkları, hoşgörüsüzlük, vizyonsuzluk, ileri görüşlü olmama, hayal edememek, yaratamamak gibi bizi daha ileriye taşıyabilecek özellikler azalmaya başladı.Eğitim sistemimizin ve sanal ortamların katkılarıyla gençlerimizde, çocuklarımızda kitap okumaya karşı bir isteksizlik var. Böyle olunca da hayal gücü, dünya görüşü, olaylara bakış açısı, başkalarını anlayabilme ve özellikle beynin sağlıklı çalışması zayıflıyor. 

Türkiye’de çeşitli eğitim kurumları var ve bu eğitim kurumları okul yaptırmak gibi, burs vermek gibi müspet çalışmalar yapıyorlar ama sadece kitap okuma, okumayı sevdirme konusunda bir vakıf yok. Bugün baktığımızda aslında kitapla ilgili bir şeyler yapanlar var ama Türkiye çapında bunlar düzensiz organize olmayan çalışmalar olarak gözüküyor.
İşte tam da bu noktada “Kitap okumayı nasıl sevdirebiliriz, nasıl yaygınlaştırabiliriz?” diye düşündüğümüzde yaptığımız araştırma sonucunda ka rşımıza bu konuda aktif çalışmalar yapan bir vakıf çarptı, Herkese Kitap Vakfı. 

Vakf üç temel amaç belirlemiş. Kitap okumayı sevdirmek, kitap okumayı yaygınlaştırmak ve ihtiyacı olanlara kitap temin etmek. 

Kurulduktan sonra ilk önce insanların “Elimizde atıl halde duran kitaplarımız var, getirsek size.” talepleri ile başlamışlar. Sizin de elinizde atıl halde bulunan kitaplar varsa vakfın kumbaralarının bulunduğu yerlerden ya da www.herkesekitapvakfi.org adresinden vakfa ulaşarak kitaplarınızı bağışlayabilirsiniz. 

Şimdi sohbetimize geçelim.

Herkese Kitap Vakfı’nı biraz tanıyalım, çalışmalarınız neler?

Bülent Şenver: Vakfın birçok kampanyası, çalışması var bunlardan biri de Kadıköy Belediyesi ile geçen sene 12 Temmuz’da bu Kalamış’ta kitap toplama kampanyası gerçekleştirdik bir Pazar günüydü sloganı da “Ben Bıraktım Sende Bırak”. Bir Pazar günü boyunca insanlar geldiler burada kitaplarını bağışladılar. Siz iyi niyetli bir şekilde yola çıktığın zaman, yaptığınız iş de doğru bir iş olduğu için kimin elinden ne geliyorsa desteği veriyor. 

Bu çalışma sırasında birçok kulüpten, kuruluştan geldiler. Kitapları paketlemek, tasnif etmek konusunda bize bayağı yardımcı oldular ve bir günde 12 bin civarında kitap topladık. Sonra kurye kamyonlar geldi ve biz “bir kamyon yeter” diyorduk ama ikincisini gönderdiler, ikincisi de yetmedi üçüncüyü gönderdiler. Hemen o gün sonunda kitaplar adresleri yazılmış, kolilenmiş hazır vaziyette, kurye arabalarına koyulmuş vaziyetteydi. Ertesi gün de yollara çıktılar ve ihtiyaç sahibi okullarımıza gittiler. 

Bu şekilde ve benzer çalışmalarla 130 okula 140.000 kitap göndermiştir ama bize başvurup henüz gönderemediğini 600 okul daha var vee her gün başvuruyorlar. Demek ki biz daha fazla kitap bulmalıyız, daha fazla kitap yaratmalıyız ki bunu talep eden okullara gönderebilirim. O nedenle böyle kitap toplama kampanyalarını büyütelim, sadece Kadıköy’de değil başka belediyelerle de benzer toplama kampanyaları yapalım. Şirketler kendi içerisinde ellerinden geleni yapsınlar toplama kampanyalarına katkıda bulunsunlar diye düşünüyoruz.

Sadece kitap toplama ile ilgiliydi değil bir de sevdirme ile ilgili projeler yapıyoruz. Kitabı sevdirmek için çocukların kitapçıya gitme alışkanlıkları nasıl arttırabiliriz? Diye düşündük fakat bakıldığında kitapçıya gitme alışkanlığı neredeyse günümüzde yok denecek kadar az. 
Durum böyle olunca biz de Kitapcan adında bir kart yaptık. Kitapcan kart çocuklara yönelik bir ödeme kartı. Bu kartı her yaştaki çocuk kullanabiliyor ve ilk aldığında çok seviniyorlar. Çünkü ilk defa büyük amcalar, teyzeler gibi bir kart sahibi olmuş oluyorlar. Buna bankacılar ön ödemeli kart diyorlar, para yükleyerek kullanabilen bir kart. D&R’ların kasalarında bulunuyor ve kasadan İstediğiniz zaman gidip ne kadar isterseniz o kadarlık yükleyebiliyorsunuz. Meblağ sizin kredi kartınızdan tahsil edilip Kitapcan karta yükleyebiliyor.

Daha sonra bu kartı istediğinize verebiliyorsunuz. Çocuğunuza verebilirsiniz, tanıdığınız başka bir çocuğa verebilirsiniz, yeğenimize verebilirsiniz, ihtiyacı olan bir başkasına verebilirsiniz. Nasıl arzu ediyorsanız ve Kitapcan kartı alan da sadece kitapçıda bu kartı kullanabiliyor, başka herhangi bir alışverişte bu kart hiçbir şekilde kullanılamıyor.

Vakfı kurmayla ilgili fikir nasıl ortaya çıktı?

Bülent Şenver: Vakfı kurmayla ilgili fikir şöyle oluştu. Ben 1984 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders veriyorum. Bu zaman zarfında şunu gördüm ki toplumunda etik kavramı ve etik değerlerin yavaş yavaş yok olduğunu gördüm. Bu nedenle gençlere etik anlayışını, bilincini oluşturmak ve geliştirmek için bir Etik Değerler Merkezi kurdum ve buna paralel çalışmalar yaptım.

Fakat sonuç olarak çocukların etik değerlere karşı bilinçlendirme ilgili bir çalışma yapmıyordum ama karşınızda okumayan hatırı sayılır bir çocuk nüfusu var ve üzerine üstlük kitap okumayan bir altyapı da yetişmiş. Evet, etik değerleri olan bir gençlik yetiştirilir ama bu gencin bir şekilde altyapısını sağlam hale getirmek için kitap okur hale getirmeliyiz diye düşündüm ve bu vakıf fikri buradan çıktı. 

Düşünsenize okumayı bilmeyen bir nesle etik değerleri ne derece öğretebilirsiniz ki? Tabi bir de vakıfların, derneklerin eğitimle ilgili hizmetler verdiklerini ama sadece kitap konusunda bir şeyler yapmadığını gördük. Tekrar söylüyorum bu konuda bir kısım çalışmalar var ama ajandalarının birinci sırasında kitap yok.

Kitap konusunda geçmiş ve günümüz değerlendirmesini yapar mısınız? 
Bülent Bey: Tabii ki de geçmişe bakıldığında biz yetişirken bizim için kitap önemliydi. İlkokul, orta, lise hayatımızda bugünkü gibi değil, daha fazla kitaba önem verirdi. Yani bir de yokluk içindeydik, bu kadar kitap da yoktu tabi. Ben hatırlıyorum, eskiden bilirsiniz kese kağıdı vardı ve bunları bazen gazete kağıtlarından yaparlardı, ziyan olmasın diye. Kese kağıdının üzerinde ne yazıyor diye merak eder, oradan buradan toplar o gazete yazılarını okurduk.

Biz mezun olduğumuzda okulumuzun kütüphanesi çok zengindi. Kütüphanenin başında bir hocamız vardı, o da kitaba çok önem verirdi. Ortaokul ve lisede de kitapla iç içe, kitabı seven şekilde yetiştik. 

İşte ben geçmişi kısaca anlattım bu günle karşılaştırma okurlara kalsın bakalım onların bu güne dair yukarıdaki yazılanlara bakarak fikirleri ne olacak. 

Nisan ayının ikinci Pazar günü kitap hediye gününü kutlanıyor sanırız ilkini bu sene yaptınız. Nasıl geçti, neler yaşadınız? 

Bülent Bey: Evet, bu yıl Türkiye’de “Kitap Hediye Edin!” diye bir gün başlattık ve dedik ki her yıl Nisan ayının ikinci Pazar günü kitap hediye günü olsun. Bu da dünyada bir ilk ve o gün geldiğinde insanlar birbirine kitap hediye etme alışkanlığı edinebilir. Bunu kendilerine bir sorumluluk olarak hissedebilir diye düşündük.

Türkiye çapında ilk kez yapıldığı için büyük illerde bazı aktiviteler yapıldı. Mesela, Adana, Bursa, İzmir, İstanbul gibi. Bu faaliyette istediğimiz çok basit. Nisan ayının ikinci pazarı geldiğinde kitap hediye etme sorumluluğu hisseden bir kişiyle iki saniye göz göze gel, bir kitabı al ve “Benden sana bir hediye.” de ama sonra da şunu da söyle “Şimdi kitap hediye etme sırası sende.” Evet, böyle bir şey ve şu anda bununla ilgili bir video kampanyası başlattık. Yaklaşık yüz seksene yakın ünlü katıldı Instagram’da #bendensana hashtagı ile girildiğinde bu videolara ulaşmak mümkün. Bu noktada en çok hoşuma giden on, sekiz yaşındaki küçüklerin de aynı şeyi yapıyor olmaları. 

Neden hediyeyle bunu birleştirdik? Çünkü hediye almak insanı mutlu ediyor, hediye vermek insanı mutlu ediyor. Yani biz insanı mutlu eden bir şeyle kitabı birleştirmiş olalım istedik. 

Bir de garip olan insanlar söyle düşünüyor. “Ya, şimdi kitap hediye edeceğim ama garip olmaz mı?” Yahu, niye ayıp olsun, en değerli şey, daha ne olsun? OECD bir araştırma yapmış ve ihtiyaç maddelerini belirli bir sırayla sunmuş. Buna göre bizde ihtiyaç maddeleri listesinde darbeli matkap vesaireden sonra kitap 235’inci sırada. Tabi bu durum beni oldukça üzdü.

Ülkemizde kitap okuma oranının düşük olduğu bir gerçek. Size göre bunun sebepleri neler?

Bülent Şenver: Yine OECD’nin yaptığı bir araştırmada, kitap okuma yeterliliğini ölçülmüş ve 65 ülke arasında biz 40’ıncı sırada çıkmışız. Yani kitap okuma konusunda yeterli değiliz. Sonra çocukların kitap okuma becerisi 35 ülkede araştırılmış ve biz 28’inci sıradayız. Yani çocuklarımız da kitap okuma konusunda pek yeterli değiller.

Fakat daha vahimi, hani öğretmenlerimiz okuyordur diye düşündük ama o konuda da araştırma yapmışlar ve düzenli kitap okuyan öğretmen yüzdesi ülkemizde %33 çıkmış. Yani her üç öğretmenden sadece bir tanesi düzenli şekilde kitap okuyor. Daha sonra okullarda 5000 ve üzeri kitabı olan kütüphanelere bakmışlar ve Singapur’da %92, Güney Kore’de %72 iken bizde %1 çıkmışız.

Niye okumuyoruz? Konusuna gelince. Aile içerisinde biz bu okumayı özendirecek bir düzen kuramamışız ve ailedeki anne baba okuma oranının azlığı bir şekilde haliyle çocukla devam etmiş. Ondan sonra da çocuğu anaokula, ilkokula gönderdiğimizde, burada da böyle bir kitap okumaya karşı bir özel bir sevgi yaratacak aktiviteler ne yazık ki oluşmamış. 

Yani biz tamamen test usulü “Aşağıdakilerden hangisi doğrudur? (a-b-c)” böyle bir sistem içerisine girmişiz. Kitap okuma bile (a-b-c) yani kalıplaşmış şekilde. Halbuki neden, niçin, nasıl diye sorgulayan bir sistem daha verimli olurdu. Yani biz bir bilgiyi teypten aktarır gibi aktarıyoruz, sonra play düğmesine basıp karşımızdan dinliyoruz. Sonra da diyoruz ki “10 üzerinden 10 aldı.”

Bence bu durum bir yerde hem büyüklerin hem de çocukların el ele vererek düzeltebileceği bir sorun. Yani duyarlı büyükler olmadan çözülebilmesi ne yazık ki mümkün olmayan bir durula karşı karşıyayız. Onlar önder olacak, önde olacak, özendirici olacak ki bu konularda bir ilerleme kaydedelim. 

Bu noktada ebeveynlerin çocuklarını kitaba alıştırmalarına yönelik tavsiyeleriniz nelerdir?

Bence çocuğa oku, oku diyerek olmaz. Biz ebeveynler olarak kolayyöntemi seçiyoruz, yani yasaklama yaparak, tehdit yöntemleri ile ilerlemeye çalışıyoruz. Şöyle ceza veririm, böyle ceza veririm gibi yapıyoruz. Bülent Şenver: 

Bir de kendimiz zaman ayırıp, gayret sarf ederek bu işi yapacağımıza, bunu sadece birkaç cümleyle, “Bak sana şu kitabı aldım oku bak seveceksin.” diyerek halledeceğimizi zannediyoruz. Yani kitabı almayı çocuğa kitabı sevdirmek için yeterli bir uğraştır zannediyoruz. Hayır, değildir! Tamam bir başlangıçtır belki ama yeterli değil. Bir de öyle kitaplar alıyorsunuz ki çocuğun hiç ilgisini çekmeyen kitaplar oluyor. Çocuk kaplumbağalara bayılıyor sen gidiyorsun tilkilerle ilgili kitabı alıyorsun. Aslına bakıldığı zaman bu durum ebeveynlerin çocuklarını ne kadar tanımadıklarını da bize gösteriyor.
Çocukların belirli yaşlarda ana babayı taklit ettikleri herkesçe bilinen bir gerçek. Bu nedenle anne de, baba da çocuğun yanında kitap okusa ve çocuk da bunu görse ve “Ya, bu okuma öyle bir şey ki annemi de mutlu ediyor, babamı da mutlu ediyor.” diye düşünse. Sonuçta çocuklar bir video kamera gibi her şeyi olduğu gibi çekiyorlar alıyorlar.

Yani bu gün birçok çocuğa sorun kitap deyince ne algılıyorsun aşağıdakilerden diye bence hiçbiri, mutluluk, huzur, ruhumun gıdası kelimelerini kullanmayacaktır. 

Ülkemizde ikinci el kitap kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bülent Şenver: Şöyle söyleyeyim, kitapla ilgili paylaşma konusunu henüz becerebilen bir toplum değiliz. Bu durum da herhalde şundan kaynaklanıyor. Biz yalnızca kitapta da değil temelde paylaşmayı bilmeyen bir toplumuz, diye düşünüyorum. Durum böyle olunca kitap paylaşma konusunda da hal böyle olabiliyor. 

Kitap paylaşma konusunda neler yapabiliriz diye düşünmüşler ve bir ara şöyle bir şey yapmaya çalışmışlar. Park yerlerindeki bantların üzerine kitapları bırakmışlar. Hani acaba alırlar mı, bakarlar mı? Düşüncesiyle ama bakmışlar ki kimse okuyamadan kağıt toplayıcıları alıp götürmüş. 

Bu da belirli bir kültür seviyesinin oluşması gerekliliğini gösteriyor. Mesela vakıf olarak “Al Götür Oku Getir” sloganıyla metro istasyonlarında küçük bir Kitapcan kütüphanesi koysak insanlar alsa ve okuduktan sonra tekrar oraya bıraksa.

Bu fikir üzerine bize şunu söylediler. “Yaparsınız ama kağıt toplayıcıları veyahut bu işi suiistimal etmek isteyen başka kişiler bir gecede bu kitapları alır götürürler bir sabah gelirsiniz ki bomboş.” Durum böyle olunca, bu tip paylaşımları okuma kültürünü farklılaşınca, toplum olarak bunu bir şekilde kabullenip, bunu uygulayabilir hale geldikten sonra bu tip uygulamalar gerçekleştirilebilir. Diye düşünerek şimdilik bu projeyi rafa kaldırmak durumunda kaldık.

Şu sıralar başka bir proje ile meşgulüz fakat pratik uygulama yöntemi bulamadık. O da “Bir Kitap Getir Bir Kitap Götür” çalışması. Fakat bunun için bir mekan nerede bulabiliriz? Diye düşünüyoruz. Kitapçılar olmaz diye düşünüyoruz çünkü satışlarını sekteye uğratabilir. Bunun dışında Starbucks ile temasa geçebiliriz diyoruz. Bakalım sonuç ne olacak zaman gösterecek. 

Okullarımıza, öğretmenlerimize kitabı sevdirmeleri konusunda tavsiyeleriniz olur mu?

Bülent Şenver: Okullarımıza, öğretmenlerimize tavsiyem okulda çeşitli kitap okuma saatleri belirlemeleri gerekiyor fakat bu noktada da öğretmenlerimizin çocuklarımıza Ne yapmamız lazım da kitap okumamız lazım kitabı ne şekilde onlara sevdirmeniz lazım kaygısı içerisinde olmaları gerekiyor. Yani kitap okuma saati geldi çocuklar hadi bakalım kitap okumaya şeklinde Böyle dikte edici bir şekilde onları zorlayıcı bir şekilde olmaz. Evet, çocuğa kitap okuması için Belli bir zaman ayırılması güzel ama bunu çocuğun bir şekilde isteyerek, kendi iradesi ile yapması gerekiyor ki kitabı severek okusun, zorunda olduğu için değil.

Okullardaki kitap okuma oranları artabilir fakat bu noktada konuşmamızın başında da belirttiğim gibi OECD’nin yaptığı açıklama çok net. Türkiye’de eğitimcilerin her üçünden sadece biri gerçek anlamda kitap okuyucusu olarak gözüküyor.
Sonuç olarak kitapla ilgili yapılması gereken çok şey var. Kendi kedime diyorum ki iyi ki biz bu Vakfı kurmuşuz. Ne yapalım, nasıl yapalım? Noktasında gelen öneriler var ve her şeye rağmen gelecek için umudumuz da var. Tabii bakıldığında eksiğimiz var, yok değil ama gerekli kaynak duyarlı kuruluşlar ile bağlantılar ile sağlandığı taktirde bunlarında aşılacağını düşünüyoruz.

Yakın zamanda bir kampanya daha başlatıyoruz 2016 Mayıs ayında Türkiye’de kadın cezaevlerine kütüphane yapmak istiyoruz. Altı Kadın Cezaevinin var olduğunu duyduk. Birisi açık Denizli’de, geri kalan beşi kapalı şekilde ve bu çalışmayı da Bilgi Üniversitesi’ndeki Liderler Kulübü ile birlikte yapıp götürmeyi planlıyoruz.

Burcu VARER
Share on Google Plus
    Blogger Heabıyla Yorum
    Facebook Hesabıyla Yorum

0 yorum :

Yorum Gönder