Bir Ud Zanaatkârı Faruk Türünz


Sizi bu mesleğe çeken sebepler nelerdir?

Faruk Türünz: Aslında öğretmenlik yapıyordum fakat bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra bu işin bana göre olmadığını anladım ve hediyelik eşya işine girdim. Bu işi de batırınca, başıma gelen bir takım olaylar beni ud yapımına itti, yani aslında ud yapmak o dönemin şartlarında benim aklımda olan bir şey değildi.

Fakat çocukken hep bir müzik aleti yapmak isterdim. Kafama koymuştum, “bir müzik aleti yapacağım, hangisi olursa olsun yapacağım” diyordum. İlk yapmak istediğim müzik aleti mandolindi ama daha sonra kemanı gördüm ve âşık oldum fakat babam kemanın yapımının çok zor olduğunu söyleyince vazgeçtim. Yani böyle çocukluk hayallerim vardı.

Köy öğretmenliği yaptığım dönemde, görev yaptığım yerde herkes bağlama çalıyordu, “ben de bir bağlama yapayım” dedim. Yani aslında ilk yaptığım enstrüman bağlamadır. Bir dut kütüğü buldum onu keserle oyarak oyma bağlama yaptım.

Ahşap işleri ile uğraşırken bir yandan da ud yapmaya hazırlandım. Kalıp yaptım vesaire fakat bu yaptığım işten zarar ettim. Öğretmenlikten ayrılıp bu işi yapmaya başlamıştım ve tabi bu işi de batırınca o dönemde çok ağır geldi.

Tüm bu olanlardan dolayı gözümü uyku tutmuyordu. Bir gün eşim benim bu halimi görerek, “Bırak yahu, ne olursa olsun! Sen ud yapmak istemiyor muydun?” dedi. Eşime, “Ud yapıp ne yapacağım? Ud yapımından para kazanmak mümkün değildi ki. O dönemde kim bana gelip ud yaptırır?” diye cevap verdim. O ise “Sen yine de git udunu yap.” dedi ama ud yapmak öyle kolay değil, bunun için destek gerekir. Durum bu raddeye gelince, kimden destek alacağımı araştırmaya başladım. O dönemde Cafer Açın’ın telefonunu buldum ve onu aradım, oda “buyurun kardeşim gelin” dedi.

Bir gün sabahleyin, saat dokuz, on gibi yanan binada beni kabul etti. Akşam saat ona kadar udu nasıl yapacağımı, ağacın kesiminden kullanımına kadar bütün detaylarını anlattı. Hatta yanındaki çocukları kırtasiyeciye gönderdi, karton aldırdı şablon çizgi ve bana verdi. “Kalıbını da buna göre yap.” dedi. Daha önce yaptığım kalıbı bir tarafa bıraktım ve onun verdiği biçime göre yeni kalıp yaptım. Tüm bu işler beni iki üç ay meşgul etti.

İlk udumu yaptım, o zaman kırk yaşındaydım, sene 1984. Derken, Cafer Bey'e götürdüm, onu görünce Cafer Bey şöyle bir baktı ve “Sende iş var, çok güzel işçilik yapmışsın fakat bu kafeslerin etrafındaki şeyi daha dar yap, 3mm geçmesin. Sonra, birde durgunlukla sap arasında bir açı olması lazım, sen paralel yapmışsın.” dedi.

İkinci udu Cafer Bey’in verdiği bilgiler ışığında yapıp ona götürdüm. Baktı, “güzel olmuş dört dörtlük olmuş” dedi. O zaman benim ud çaldığımı bilmiyordu ve asistanlardan birini çağırdı. Udumu akort ettiler ve çaldılar. Sesi de çok hoşlarına gitti.

Tabi, böyle bir desteği almak çok önemli hele ki Cafer Usta gibi bir birinden, bu kadar güzel iltifatları daha işin başında almak çok daha güzel ama bir yandan da çalıyorum ve ud imalatının çok fazla para etmediğini de biliyorum.

Neyse, birisi duymuş “yeni bir adam ud yapıyor” diye. Daha sonra bu adam benim kapımı çaldı, yeni yaptığım ud da orada duruyor. “Ben ud yaptırmak istiyorum.” Dedi. “Yahu, dedim hazırda var.” Baktı, aldı eline şöyle bir çaldı. “Usta benim elimden hep açık renk udlar geçti, bir tane koyu renk yapar mısın?” dedi. “Tamam, koyu renk de yaparız.” dedim ve hemen işe koyuldum.

Bir arkadaşımdan koyu renk ağaç buldum ve bu udu en kısa sürede yaptım. Adamcağızı çağırdım geldi ve udu gördüğünde, “tam benim istediğim gibi olmuş” dedi. Fakat çaldıktan sonra suratı biraz ekşidi “ya usta tiz sesi biraz fazla ince olmuş” dedi. “Yahu, güzel kardeşim önceki udu çaldın, sen bana sesle ilgili herhangi bir şey söylemedin ki.” dedim. Böyle söyleyince önceki çaldığı açık renkli udu aldı çaldı. “Evet, bu da yeni yaptığın gibiymiş” dedi fakat sonuç olarak udu almak istemedi. “O vakit ben paranı iade edeyim kardeşim” dedim ama onu da kabul etmedi. “Ben parayı değil, yeni bir ud istiyorum. Senden ricam, bana buna göre bir ud yapman.” dedi.

Adamın teklifini kabul ettim ve üçüncü udu yapmaya başladım. Yaparken aklıma bir şey geldi, “Yahu, bunun kapağını daha ince yapsam, daha iyi ses çıkar.” dedim ve bu şekilde udu yaptıktan sonra adamı çağırdım. Baktı, çaldı ve çok beğendi, aldı gitti.

Bakın aslında, şundan da bahsetmek lazım. Ben çocukluğumda da ud çalardım. On yaşımda babam eve siyah bir torba getirdi ve içinden çıkanı görünce ilk önce hangi enstrüman olduğunu anlayamadım ve “Bu nedir?” dedim. Babam da ud olduğunu söyledi. Sonra babamdan gizli, kurcalamaya başladım. Bir gün babam baktı akordu bozulmuş. “Oğlum bak akordu bozuluyor, en iyisi sen bunu kurcalama çünkü ben akordunu yapmayı bilmiyorum.” dedi. Tabi ben buna çok bozuldum ve anneme gittim durumu izah ettim. Annem “merak etme hallederiz” dedi.


Eniştem tamburiydi, ona dert yandık, durumu izah ettik. O bana udun ne şekilde akort edileceğini öğretti ve bu şekilde udun akort edilmesini de öğrendim. Velhasıl on, on buçuk yaşlarında ud maceram bu şekilde başlamış oldu.

Ustam bir zanaatkar gözüyle ud yapımı nasıl bir emek gerektiriyor, biraz bundan da bahseder misiniz?

Faruk Türünz: Evet, şimdi, ud yapımının diğer enstrümanlardan emek olarak farklı bir yeri yok. Bu noktada belirleyici unsur akustik bilgisidir, yani hangi enstrüman olursa olsun yapımı akustik bilgisi ile yürürse doğrudur.

Enstrüman akustiğini bilgisiyle ilgili dokümanlar bu işe başladığımda ulaşılabilir vaziyette değildi, bu bilgilere ulaşılamazdı. Yani internet yoktu, bu konuyla ilgili dokümanlar, kitaplar yoktu, üniversitelerde yapılmış herhangi bir araştırma da yoktu. Durum böyle olunca farklı yollar aramaya başladım. O sırada makine bölümünde olan eşimin yeğeni aklıma geldi ve onunla temasa geçtim.

Makina bölümünde “mekanik titreşimler” diye bir ders vardı. Ben bu konuyla ilgili kitapları eşimin yeğeninden istedim o da sağ olsun aldı getirdi. Tabi, kitap baştan aşağı yüksek matematik, fizik ama ilk sayfalarında benim işime yarayacak formüller hemen dikkatimi çekti. Bunlar, bir kirişin spesifik frekansı, özgür frekansı yahut zâti frekansı yapısından ileri gelen bir titreşim kabiliyeti ile ilgili formüllerdi. Bununla benzeşen, udun içinde de çekme kuvvetlerine karşılık direnç çıtaları vardır. İşte o direnç çıtalarının şöyle veya böyle olması udun sesini değiştiriyor ama bu nasıl olmalı? Yani bu karmaşık bir soru, karmaşık denklemler gerektiriyor ama alfabenin ilk harfi nasıl “A“ ise sonra nasıl diğer harfler geliyorsa ve daha sonra anlamlı kelimeler oluşturuyorsa, işte ben de o formülden başlayarak zaman içerisinde anlamlı bir sistem geliştirdim.

İlk önce formülün ne söylediğini anlamaya çalıştım. Formülde “esneklik modülü” denilen bir kavram var “E” harfiyle gösteriliyor, bir de kesitin “atalet momenti” diye bir kavram var o da “I” harfi ile temsil ediliyor. Benim bu formülden anladığım şuydu; kullanılan ahşabın kendine göre bir “E”si var elastikiyet modülü var, bir de yaptığın çıtanın eniyle, boyuyla, yüksekliğiyle ilgili bir özelliği var ki bu da “I” ile temsil ediliyor.

İşte bu bilgileri muhakeme ederek sesle ile bağdaştırdım. Bu bağlantıları çözümledikten sonra, “Bunları ahşaba nasıl aktaracağız ve aktardıktan sonra udun iyi ses vermesini nasıl sağlayacağız?” sorusunu araştırmaya başladım. İşte, 1984’ten 1992’ye kadar, tam sekiz yıl bu araştırma ile geçti.

Önce çıtaları hazırlayıp, onları betona düşürerek, seslerini duymaya çalışıyordum ve bunu yaparken onlar arasında belirli ses aralıkları olmasına özen gösteriyordum. Mesela, dörtlü aralık, üçlü aralık, ikili aralık gibi fakat gördüm ki yapılabilecek ses pozisyonları sınırsız, namütenahi.

Peki, niçin böyle? Şimdi yedi tane sandalye var diyelim, bir de yedi kişi var. Bu yedi kişiyi, bu yedi sandalyeye kaç farklı kombinasyonda oturturum? Gibi bir sorunumuz var ve işte, aynı şekilde yedi tane de balkon çıtası var. Diyelim ki yedi tane nota tespit ettik, bu yedi notayı nasıl tayin edebilirsiniz? Yani hangi balkona hangi notayı vereceksiniz? İşte birden yediye kadar olan sayıların çarpımı, bu sorunun cevabı ama başlangıç noktası her an değişir, başlangıç noktası sabit değildir. Yani, başlangıç noktasını da sonsuz sayıda değiştirebileceğimize göre, “sonsuz” çarpı “X“ diyebiliriz. Yani başlangıç noktası sürekli değişken olduğu için sonsuz ihtimaller ortaya çıkıyor.

Durum böyle olunca, “Bir dur bakalım, İşte buraya kadar! Buradan çıkış yok ne olacak?” diye düşünmeye başladım. Sonuç olarak, ahşabın kontrol edebileceğim bir özelliğini bulmam lazım diye düşündüm çünkü ahşap homojen bir malzeme değil ve ahşabın kontrol edilebilecek tek özelliği frekansı.

Diyelim ki bir ahşap yaptınız, o ahşaba vurduğunuz zaman duyduğunuz ses eğer işinize yarıyorsa onunla bir ud yaparsınız. Fakat bir dahaki udu yaparken o ahşabı ölçü ile tutturmak mümkün değil. Ancak sesle tutturabilirsiniz, yani aynı sese geldiği zaman onlar birbirine denktir. Peki, hangi bakımdan denktir? Statik bakımdan. İşte bu mantıktan yola çıkarak, bunu matematik olarak, fizik olarak, formüllerle ispatladım. Buradan hareketle artık sesin ilmine yapıştım ve bir süre sonra İstediğim yere istediğin frekansı aktara biliyordum. İşte bu noktada artık sonsuz sayıya gitmeye gerek yoktu çünkü sayıları, olasılıkları daraltabilme imkânına, tecrübesine kavuşmuştum.

Şimdi, bir kaç farklı ses modelim var ve hepsi kâğıda yazılmış modeller.

Sonuç olarak udun yapımı komplike bir emek gerektiriyor. Hem el işçiliğini çok iyi yapacaksın, hem de hesaplamaları çok iyi yapacaksın. Yani belirli bir akustik disipliniyle yaklaşmalısın yoksa gelişi güzel bir manzara ile karşılaşabilirsin.

Bu noktada, geçmişteki ud yapımıyla bugün sizin yaptığınız şekil arasında herhangi bir farklılık var mıdır?

Faruk Türünz: Eski ud yapımcılarından günümüze gelen ve hala çalınabilir durumda olan enstrümanlar, udlar bir hayli sınırlı. Nedenine gelince; Bir defa kullanılan tutkal önemli, yani eskiden bugünkü kullanılan kimyasal tutkallar olmadığı için, udun her tarafına, doğal kemik tutkal kullanılıyordu. Bu tutkalla yapılan ud 50, 60 yaşına geldiği zaman, nemden, hava değişikliklerinden vesaire sebeplerden bozuluyordu. Bugün kaliteli kimyasal tutkallarla bu işi yapıyoruz. Yani, kapağın balkonla birleştirilmesini kimyasal tutkalla yapıyoruz. Kullandığımız kimyasal tutkallar yüz yıl kalsa dahi atma olmuyor, herhangi bir sorun oluşmuyor.

İkincisi; bir kere şu iyi bilinmeli, iyi ses elde etmiş ustalar uzun dönemler çalıştıktan sonra bu sese ulaşmışlar. Demek ki deneme yanılma yöntemiyle, “Nereden ne yapılırsa nasıl sonuç alınır?” bunu deneyimleyerek anlamışlar.

Tabi, sonuçta doğruya ulaşmanın yolları değişiktir. Yani, bir tane doğru vardır ama o doğru ya, siz bir yoldan gidersiniz, başka biri başka bir yoldan gider. Benim gittiğim yol frekanslarla ilgilenmektir ama sonuç olarak amaç yaptığınız enstrümandan doğru sesi, güzel sesi elde edebilmektir.

Bana göre, böyle bir yöntem kullanan insanın kötü ses elde etme ihtimali neredeyse yoktur. Benim yaptığım bütün udların sesleri kabul görüyor. Yani profesyonel icracılardan güzel tepkiler alıyoruz. Belirli bir yöntem kullanmadan tecrübelerine güvenip, kafalarına göre ud yapan insanların yaptığı udlar ise biraz şans işi diye düşünüyorum çünkü ud yapımında bir referans noktası olması gereklidir. Bu noktada amacımız kimseyi aşağı görmek değil, mümkün olan en güzeli yakalamak adına saptama yapmaktır.

Aslında bana göre, herhangi bir ahşap enstrümanın içindeki mantık son derece karmaşık bir mühendislik harikasıdır ve şimdilerde bunu çözümleyen gelişmiş mühendislik programları da var. Yalnız bakın, “çözümleyen diyorum” ama “nasıl olması gerektiğini söyleyen” demiyorum. Şimdi, diyelim ki bir model yaptınız, o modelin verilerini programa yüklüyorsunuz ve size bir sürü grafik rezonans frekanslarını veriyor. İşte, “senin yaptığın enstrümandan şu rezonanslar elde ediliyor” diyor ve son derece karmaşık işlemler yaparak bu sonuca ulaşabiliyor.

Şimdi, işte bu noktada, ters mühendislik yapmak gerekiyor. Yani o gösterdiği analizleri siz tekrar analiz edip, anlayıp terse doğru gitmeniz gerekiyor. “Bunun böyle değil de şöyle olması için neresini ne yapmak lazım?” Şeklinde sorgulamamız gerekiyor. Bu sorgulamayı yapabilmeniz için de yıllar İçinde frekanslar hakkında, rezonanslar hakkında, bunların tınıları hakkında tecrübe sahibi olmanız gerekiyor.

Bu teknik konusunda yurtdışından konferans teklifleri alıyoruz ve gidip bu tekniği orada insanlara aktarıyoruz ama üzülerek belirtmeden geçemeyeceğim memleketimizde bu tekniğin içlerine sindiremeyen arkadaşlarımız var. Fakat aralarında zaman içerisinde bu tekniğe saygı gösterdiklerini hatta eğitimci olarak görev yaptıkları yerlerde bu tekniği gençlere anlatmamız, konferanslar vermemiz için davet ettiklerini de yaşayarak gördük.

Tabi, bu noktada aktarmak istediğiniz şey, “biz en iyiyiz, başkaları kötüdür” göndermesi değildir. Bu noktada önemli olan, egoları bir kenara bırakarak bu enstrümanın en iyi şekilde ses vermesini sağlayabilmektir.

Bakın, yurtdışında ud yapımını bilimsel olarak araştıran üniversiteler var. Yani ud, sadece kes biç yapıştır şeklinde yapıp, insanlara sunabileceğiniz bir enstrüman değildir. Bana göre hiç bir enstrüman bu şekilde yapılıp halka sunulmamalıdır. Mümkün olan en iyi ses ne şekilde elde edilebiliyorsa o şeklin, yöntemin kullanılması gerekmektedir. Bunun dışında kalanlar, ne yazık ki olan gelişmeleri dışarıdan izleyen ama anlayamayan ya da anlamaya çalışmayan kişiler olacaklardır.

Ud almak isteyen kişilere bir ud yapımcısı olarak ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Faruk Türünz: Bir kere, udunuzu sevmeli ve iyi muhafaza etmelisiniz. Alırken, “Sesi hoşunuza gidiyor mu, tını olarak zengin mi, ses yoğunluğu olarak güçlü mü, rahatça çalınıyor mu? bunlara dikkat edilmesi önemli. Tabi udunuzu sıcak yerlerden ve nemli yerlerden uzak tutmak gerekir başta da söylediğim gibi muhafaza önemli.

Bunların dışında, profesyonel bir ud icracısı değilseniz, ilk etapta sizin önünüze yirmi tane ortalama düzeyde yapılmış udu koysalar ve bunların her birini teker teker çalsanız aralarındaki farkı anlamanız çok zordur.

Fakat sonuç olarak, her zaman bizim tavsiyemiz, hangi enstrüman olursa olsun “biraz cebinizi zorlayarak dahi olsa” iyisinin alınmasıdır çünkü kötü enstrüman birçok eserde kişiye haz veren bir tını oluşturamayacağı için insanı bıktırabilir ama iyi bir enstrümanın çıkartacağı sesin tınısı da iyi olacağı için kişiyi motive eder, şevklendirir.


Burcu VARER
Share on Google Plus
    Blogger Heabıyla Yorum
    Facebook Hesabıyla Yorum

0 yorum :

Yorum Gönder