Bir Çocukluk Hayalinin Ürünü: Barış İçin Müzik Vakfı

Bu sizin için sadece bir yazı başlığını çağrıştırıyor olabilir. Aslında çok daha fazlası ve eminim tanıyınca siz de hayran kalacaksınız. Üstelik isminde “barış” geçiyor, nasıl çekici olmasın. Bu sözcük, bu coğrafyanın hasret kaldığı, artık somut olarak, yaşayarak görmek istediği bir isim. Daha önceleri duymadığım, duyduğumda ise hayranlıkla hemen koşup röportaj yapmak istediğim bir oluşum aslında “Barış için müzik”.
Bu oluşumu tanıtmak bizim için çok önemli, çünkü biz, sanatın, yeryüzünde devrim niteliğinde değişiklikler yapacağına inananlardanız. Röportaja başlarken ilk cümlelerden biri şu oluyor: “…aslında çocukluk hayaliydi.” Daha ilk cümleden çok etkilendiğimizi söylemeliyiz. Öyle katı ve soğuk günlerden geçiyoruz ki hayalsiz yaşıyoruz neredeyse”*. Çocuklara hayalleri sorulduğunda, meslek isimlerinden öteye geçemedikleri bir çağdayız ki bu oldukça vahim bir durum. John Lennon gibi “Sadece mutlu olmak istiyorum” türünden bir cümle kurmak ise oldukça ütopik kalıyor.
baris-icin-muzik-1

“Barış için müzik vakfı” nedir, ne yapar?

Kısaca özetlemek gerekirse; bu vakıf, öğrencilerine, ücretsiz müzik eğitimi veriyor. Onlara müzik aleti temin ediyor ve klasik müzik eğitimi almalarına yardımcı oluyor. Daha yakından tanımak isteyenler için, vakfın koordinatörlerinden Eren Topal ile söyleştik.
baris-icin-muzik-2
“Nedir bu vakfın hikâyesi?” dediğimde, Eren Topal’ın ilk cümlesi şu oldu:
“Bu bir hayaldi, çocukluk hayali.”
Kurucu Mehmet Selim Baki’nin çocukluk hayaliymiş bu oluşum. İlk önce Fatih’de, bir okulun kömürlüğünde on çocukla başlamış vakfın hikâyesi. Orayı bir atölyeye çevirmişler ilkin. Çocuklar sadece akordeon eğitimi alıyorlarmış, sonraları talep arttıkça başka okullarda da çalışmalar başlamış.
Ekip büyüdükçe Mehmet Selim Bey, kendi imkânlarıyla bir yer satın alıyor ve burayı sadece müzik faaliyetlerini yürütmek için kullanıyormuş. Bina, vakıf için kullanılıyor ve dersler artık burada verilmeye başlanıyor. Akordeonla başlayan müzik eğitimleri, başka müzik aletlerinin de gelmesiyle orkestra tadını almaya başlıyor. Senfoni orkestrası kurulma fikri vukuu buluyor ve bu fikir, Venezuela’da kurulan El Sistema adlı bir oluşumdan geliyor. 1975 yılında kurulan bu oluşum sadece Venezuela’da bir milyon çocuğa ulaşmış ve dünya çapında oldukça tanınan, yetenekli müzik şefleri yetiştirmiş.
El Sistema’yı duyduktan sonra, oldukça ortak noktaları olduğunu fark etmişler ve iletişime geçmişler. Bu tanışmadan sonra Türkiye’de de senfoni orkestraları kurulmaya başlanıyor. Yaklaşık beş senedir, senfoni orkestraları şeklinde yollarına devam ediyorlar.
baris-icin-muzik-3
Mehmet Selim Bey, bu vakfı kurarken, müziğin dünyayı değiştirebileceğini düşünmüş. Belki vakfın isminin de bu kadar manidar olmasının sebebi, budur.
Eren Bey, “Biz bu orkestraları kurarken aslında bir toplum minyatürü oluşturuyoruz” diyor.“Çocuklar başka enstrümanı duyuyor, onun sesinin farklı olacağını duyuyor, onu dinlemesi gerektiğini biliyor. Eğer onu duyamazsa, kendisinin de bir şey çalamayacağını yani bir sesi olmayacağını anlıyor. Hem o sese saygı duyuyor hem de o sesi sahiplenip içselleştirip kendi sesiyle birleştirip daha gür çıkacağını anlıyor. Bunu dile getirmese de bir yer de mutlaka benliğinde yer ediyor.”
baris-icin-muzik-4
“Bireysel dersler vermiyoruz. Burada bir topluluk olduklarını bilmelerinin, onlar için ne kadar önemli olduğunu, öğrenmeleri gerekiyor. Her enstrümanın farklı bir melodisi var. Aynı bizim coğrafyamız gibi farklı kültür, farklı etnik yapılara sahip oluşlar gibi… Ama bir araya geldiklerinde seslerinin ne kadar güçlü çıkabileceğini görüyorlar.” Bu kadar bencilleşen, yalnızlaşan ve  dayanışmayı yitirmeye yüz tutmuş bir toplum için fevkalade bir güzellik değil mi sizce de? 
baris-icin-muzik-5

Peki, sadece kendi coğrafyamızı mı düşleyeceğiz?

Tabii ki durum öyle değil, çünkü müzik evrenseldir. Neden yaptıkları iş de böyle olmasın?
El Sistema ile 2014 yılında bir dostluk anlaşması imzalanıyor ve Avrupa’da El Sistema Avrupaadında bir oluşum kuruluyor. Kurucu beş ülkeden biri, Türkiye oluyor. Bu eğitim modeliyle işleyen kurumlardan yaklaşık olarak 14 ülkenin katılımıyla yeryüzündeki çeşitli yerlerdenViyana Salzburg’da bir müzik festivali gerçekleşiyor.
Çocuklar o festivalde aynı sahnede çalıyorlar. Birbirlerinin dillerini, hayatlarını, düşünce yapılarını bilmeden, bütün farklılıkları önemsemeden, yargılamadan… Sadece müzik için, dünyada ortak bir ses olma derdiyle yapıyorlar bunu. Eren Bey, bu noktada şunu söylüyor:  “Buradan gidenler de çocuk, Avrupa’dakiler de çocuk, Amerika’dakiler de çocuk… Ama hepsi tek bir amaç için oradalar ve aslında bu da onlar için sınırsız bir dünyayı, bunun inşasının mümkün olduğunu gösteriyor. Orada ki tabuları insanlar koymuyor, oradaki tabular çıkarları olanların tabuları, orada evrensel bir algı oluşuyor.”
baris-icin-muzik-6
İstanbul ayağında önemli işler yaptıktan sonra vakıf başka çocuklara da ulaşmak istiyor. Ve bazı illerde bu projeyi yürütmek istiyorlar. Amaçları, daha çok çocuğa ulaşmak. Enstrümanı olmayan, müzik eğitimi almayan tek çocuk kalmayana dek yayılmak istiyorlar. İlk durakları Eskişehiroluyor, burada bazı tecrübeler paylaşılıyor.
Eskişehir’den sonra, bu kez İzmir, Naldöken’e geliyorlar. Burada bazı desteklerle bir orkestra daha kuruluyor ve İnci Orkestrası ismini alıyor. Daha sonra Bursa’da, Nilüfer Orkestrasıve İzmir Seferihisar Turgut köyü’nde, bir orkestra daha Haziran 2016 yılında kuruluyor. Turgut Köyü’nde kurulan bu orkestra diğerlerinden daha kıymetli desek pek yanlış olmaz. Vakfın kuruluş amacı; aslında müziği köy çocuklarına ulaştırmak, köylerde hala var olan imkan kısıtlılığını biraz olsun azaltmak. Turgut köyü bunun ilk adımı oluyor.
Biz bu röportajı gerçekleştirirken Büyükada’da bir orkestra açıldığını öğreniyoruz. Bu orkestraların her birinin bir ismi var, özellikle İstanbul’da olan topluluklar büyüdükçe ve seviye farklılıkları oluştukça büyük bestecilerin isimlerinden orkestralar kurulmuş. Ya da belli bir müzik aletlerinde ustalaşanlar bir araya gelip küçük grupları kurmuşlar.
baris-icin-muzik-7
Özellikle farklı şehirlerde orkestra kurmaya önem veriyorlar, çünkü amaçları ulusal bir orkestra kurmak. Farklı şehirlerden bir araya getirerek o bütünlüğü, o toplumsallığı, müzikle sağlamak istediklerini, o barış ortamını bu şekilde yakalayabileceklerini düşünüyorlar. Bu amaçla Türkiye’nin çok farklı şehirlerine ulaşmak istediklerini fakat vakfın imkanlarının oldukça kısıtlı olduğunu belirtiyor. Hem yeterli destek yok hem de yeteri kadar tanınmıyor.
“Biz elimizi taşın altına koyarız, kim siz bize destek olun derse, biz elimizden geleni yapacağız”diyor.
baris-icin-muzik-8

Barış için müzik amacına ulaştı mı?

Hayır, diyor ve ekliyor “Biz, bir çocuğa dahi ulaşamazsak, amacımız gerçekleşemez.” Belli ki vakıf, vakıftan haberi olmayan tek çocuk kalmayınca, sanatsal yaşama katılmayan tek bir çocuk kalmayınca amacına ulaşacak. Bu uzun ve çok zorlu bir süreç. Onlar bunun farkında ve herhangi bir şekilde yılmadan devam edecekleri, kararlı duruşlarında belli. Hatta davetleri de var; kendi ilinizde, köyünüzde siz de barış için çalmak isterseniz, onlar da sizlere yardım etmek için elinden geleni yapacaklar.
Maalesef imkânları oldukça kısıtlı ve her bir yere ulaşmak, onlar için oldukça zorlayıcı. Aslında çağrıları açık, siz de seslerine ses olun. Ayrıca Eren Bey, yeteneğe inanmadıklarını, vakfa başvuran her çocuğun bir müzik aleti çaldığını söylüyor. Yeteneğin, öğrenme sürecini hızlandırdığını, ancak “olmazsa olmaz” olmadığını belirtiyor.
baris-icin-muzik-9
“Çabalamak onlar için daha kıymetli, aitlik hissini yakalamak daha kıymetli. İyi bir müzisyen yetiştiremezsek de iyi dinleyiciler yetiştirelim. Onlar için nefes alacak bir ortam yaratmalıyız. Enstrüman seçimleri de öğrenciye ait ama kendi deneyimlerimize dayanarak yönlendirmeler yapabiliyoruz. Ancak çocuğun isteği de çok önemli bu noktada”
baris-icin-muzik-10
Yurt içinde ve yurt dışında belli etkinlikleri oluyor ve bazı yerlerden ödüller almış vakıf… “Yurt dışında ve yurt içinde çeşitli ödüller almamıza rağmen ülkedeki çoğu insanın, bu oluşumdan haberi yok.  Yurt dışında daha çok tanınıyoruz, oradan davet alıyor ve birlikte çalıyoruz. Bazen şartlar uygun oluyor gidebiliyoruz, bazen ise kısıtlı imkanlarımız bizi zorladığı için gidemiyoruz. Yurt dışındaki teklifleri boş çevirmek istemiyoruz. Bu çocuklar için çok önemli ve özel, ama bizim de sınırlılıklarımız var.” 
baris-icin-muzik-12
Vakfın çalışmaları bu şekilde… Eğer ilginiz, çektiyse ve gönüllü olarak yardımcı olmak isterseniz lütfen çekinmeden iletişime geçin. Bu türlü yardımlara ihtiyaçları var ve eminiz çok sevineceklerdir. Durmayın, siz de bu çalışmaya ortak olun.
Köydeki bir çocuk bana;  “Hayatımız çok değişti, köyümüzü çok değiştirdiler” demişti. Neler yaptılar, deyince somut bir şey sayamadığını fark ettim. Eren Bey ise bu değişiklikleri şöyle özetledi:
“Bizim kültürümüzde biri başlar yetişir ve ardından gelenlere öğretir. İki nota bilenin, bir nota bilene anlatmak, öğretmek zorunda kalmak felsefesi var. Yeni başladıysa ve on nota öğrendiyse bunu yeni başlayan çocuğa öğretebilir. Bizce öğretirken öğrenmek çok önemli. Çocuk bunun bilincine varınca kendi öğrettiği öğrenciyle arasında bir bağ oluşuyor. Onun hatasız çalmasından kendine pay çıkarıyor, gururlanıyor veya ona öğretirken kendi yanlışlarını fark ediyor ve kendini böyle geliştirebiliyor. Ve şu oluyor; ‘Benim kendimi çok geliştirmem lazım, çünkü ona daha çok şey öğretmem lazım.’ hissi oluşuyor. Bu da istediğimiz yardımlaşma ruhunu doğuruyor. Evet, gözle görülen somut bir değişim yok ama bu hissiyat asıl değişimi yaratan şey. Çevremize baktığımızda insani duygular neredeyse yok olmak üzere, güzel şeyleri hissetmek imkansızlaştı. Biz, burada, çocukların, bu ortamda hissettikleri duyguları, çoğaltmayı hedefliyoruz.”
baris-icin-muzik-13
Bize kalırsa, o çocuk, kendisinin çok değiştiğini biliyor. Boyundan büyük o cümleyi kurarken, kendisine olanların farkında. O gün uyandığında, bir ses çıkarma derdi olduğunu, yanındaki arkadaşının sesini duyması gerektiğini, hep beraber ses vermesi gerektiğini biliyor.
Yanındaki arkadaşından sorumlu olduğunu, ondaki bir eksiklikliğin seslerini kısacağını, eğer o yanlışa düşerse ve kendisi de bunu düzeltmezse bütün seslerin yiteceğini, kendi sesinin de kısılmak zorunda olduğunu biliyor. Kendisi aslında biraz o topluluk olmuş, oluyor. Yaşı o kadar küçük ki, bütün bunları, o utangaç gülümsemesinin altında anlatamıyor.
baris-icin-muzik-11
Bu arada Turgut köyünde Tasarım Köyü de var. Onların inşa ettiği renkli sahnede oturup sohbet ediyoruz. Ortak bir çalışmaları olup olmadığını sorduğumuzda, olmadığını, ancak bu rengarenk sahneyi onlara bıraktıklarını öğreniyoruz. Onlara da bir selam göndermiş olalım böylelikle.
Son olarak Eren Bey şunları ekliyor;
“Bu sisteme herkesin sahip çıkıyor olması lazım. Sadece kendi vakfımız için değil, çocuklar için, çalışan çocuklar için, güzellikleri amaç edinen her vakfa sahip çıkılması lazım. Türkiye de böyle bir kültür ne yazık ki eksik. Herkes zannediyor ki bu işler bir şekilde yürüyüp gidiyor ama öyle değil, burada harcanan onca emeği, onca zamanı, onca fedakarlığı, onca işi kimse görmek istemiyor. Bütün bunlar olurken elimizde sihirli bir değnek yok. Üstelik bizim gibi vakıfların maddi olarak da çok desteğe ihtiyacı oluyor. Her bağış bizim için enstrüman, her enstrüman bir çocuk demek. Sadece maddi olarak değil manevi olarak da destek vermeleri, buraya gelip bir işin ucundan tutuyor olmaları bizim için çok kıymetli. Böyle vakıfları lütfen takip edin ve benimseyin, inanılmaz işlerin olacağını göreceksiniz” 
Barışın sesi size de ulaşsın istiyorsanız facebook ve web adresi üzerinden takipte kalın..
Edip Cansever-Mendilimde Kan Sesleri 
Share on Google Plus
    Blogger Heabıyla Yorum
    Facebook Hesabıyla Yorum

0 yorum :

Yorum Gönder